Yazı Detayı
11 Kasım 2020 - Çarşamba 18:12 Bu yazı 243 kez okundu
 
DOĞUDA ÇOCUK OLMAK…
Mehmet Sait Güneş
m-sait12@hotmail.com
 
 

Treni kaçırmış bir yolcu gibi kovalamak istemiyorum arkamdan bıraktığım o masum çocukluk günlerim…


Bir an olsun aklımdan da çıkmıyor çocuksu anılarla dolu çocukluk yıllarım…

Her çocuk gibi ben de “hayat” denilen şeyle yeni tanışıyorum…

Sıcağı-soğuğa dokunmam, algılayıp kavramam veya yaşayarak hayatı algılamam…

Her çocuk gibi, ama çoğu çocuklardan farklı bir hayatla tanıştım ben.

Çünkü ben gökdelenlerde değil, bir kerpiç damında gözlerimi dünyaya açtım.

Sıcağa karşı soğuk, soğuğa karşı sıcak üfüren klimalı odalarda değil, ya yazın sıcağı altında, ya da bilmem sıfır altında kaç derece olan buz gibi soğuk bir havada ve odada doğdum.

Çünkü ben bir doğu çocuğuyum/doğuda doğdum….

Yani güneşin doğdu yerden dünyaya ‘merhaba’ dedim.

Benim yüreğim yufkadır…

Siz buna “duygusal” da diyebilirsiniz.

Zira ben doğarken, ya zılgıtlar eşliğinden doğmuşum ya da ağıtlar…

Bizim doğuda zılgıt da, ağıt da meşhurdur.

Her ikisi de hayatı farklı algılayan bir yaşam kültürü…

Zılgıt atmak, benim doğduğum muhitin vazgeçilmez sevinçli anlarını ifade eder…

Yörenin halk oyunlarında en çok rastlanan kadın kısmı çığlığıdır zılgıt atmak…

Yani “Kızılderili” çığlığı gibi bir ses …

Bir de ağıt var ki yöremizin, en acılı günlerde yeri göğü inletir….

İşte böyle bir “uç” bir muhitte dünyaya geldim…

Ölüm kampları gibi insanların işkenceye maruz kaldığı bir dünya…

Zavallı çocukların köprü altlarında açlıktan kıvrandığı…

Yokluğun, sefaletin, işkencenin ve birçok kavramın karşılığını bilemediğim bir dünyada gözlerini açmak…
Belki size tuhaf gelecek ama bazen çocukluğundan kaçmak istiyorum….

Çocukluğumdan, doğduğum muhitten…

Kaçmak çare midir?

Değildir tabii ki…
Hem ben kaçsam benden sonrakiler…
O bölgede yaşayan çocukları, diyorum…
Kaderi olmadığı halde, “kaderi imiş” gibi algılayıp bu hayata boyun eğen çocukları….
Bu acılı coğrafyada, doğan çocuklar ne olacağını ve nasıl yaşayacağını bilemeden acılı yüzlerle, acılı bakışlarla, acılı gülüşlerle hayal kırıklığı yaşayarak büyüyorlar.
Bu topraklar üzerinde yarına dair bir gelecekleri olmadan.

Doğunun acılı geçmişte yaşanan acılar çocukların üzerinde sanatsal bir yapı gibi kendini gösteriyor…
Hayatlarına dair tüm yaşananlarda tek odalı evlerde analarıyla babalarıyla beraber yaşayan çocuklar…
Elbetteki bu hayatı yalnız yaşayan ben değilim.
Ne yalnız yaşayan ne de yalnız yazan…
Örneğin bir gazeteci dostum (Şevket Başıbüyük) bakın “İstikbal” adlı eserinde bu yaşamın karelerini nasıl yazıya taşımış….
"İdare" ismi verilen gaz lambasının loş ışığı altında ders çalışıyorum…
Evin köstebek yuvası gibi olan tek odasındayım. İkinci bir odamız yok. Aynı oda mutfak, aynı oda yatak odası, misafir odası ve aynı odada "teşt" dediğimiz genişçe bir leğende banyo…
Elektrik yok..
Su yok..
Radyo yok..
Gazete yok..
Televizyon yok..
Evet yok, yok, yoktu işte…

Doğuda çocuk olmak…

“Doğuda çocuk olmak” bir makalelik yazı değil.

Bir kitaplık da değil…

Doğuda çocuk olmanın ne olduğunu anlayabilmek için doğuda yaşamak gerekir.

 

 
Etiketler: DOĞUDA, ÇOCUK, OLMAK…,
Yorumlar
Haber Yazılımı